Sayın Cumhurbaşkanımız ve bankalar
faiz konusunda bir türlü anlaşamıyorlar.
Bankalar kredi faizlerini Erdoğan’ın uygun gördüğü seviyeye çekmek istemiyorlar. Erdoğan
da vatandaşın daha kolay, yani aslında daha az faizle konut satın almasını, iş
kurmasını yani bankalardan kredi çekmesini istiyor. Çevrenizde ev satın almak
isteyen birileri mutlaka vardır. Evi banka kredisi ile satın almak istiyorlarsa
mutlaka ve mutlaka banka faizlerinin yüksek olduğundan şikayet ediyorlardır.
Banka kredisi ile ev alırken belli bir ordan peşinatınızın olması gerekliliği,
her ev için banka kredisinin çıkmadığını da belirtmek isterim. Dün Erdoğan’ın
yaptığı konuşmanın beraberinde 4 tane banka konut kredisi faizlerini yüzde 1’in
altına indirmiş durumda.
Tabi faizlerin inmesi ile beraber
konut satışlarında da bir artış yaşanacak doğal olarak. Herkesin hayali bir ev
satın almak çünkü kiracılık zor. Vatandaş, “yıllardır kira veriyoruz da ne
oldu? En azından kredi ile kendi evimi satın alırım, kira yerine ev borcumu
öderim” düşüncesinde olduğu için vatandaş açısından olumlu bir gelişme bu.
Yalnız benim burada asıl takıldığım nokta insanların daha düşük faizle ev
alabilecek olmaları değil. Erdoğan’ın faiz konusuna olan yaklaşımı. Sayın
Cumhurbaşkanı dünkü konuşmasında Japonya’da faizlerin ekside, ABD ve Avrupa’da
çok düşük olduğunu söyledi. Bu faizleri kendi ülkemizle kıyaslayıp “Onlarda
öyle de bizde neden böyle?” diye sordu. Buna kendi yorumumu yapmak istiyorum:
Japonya 2014’te resesyona girdi ve
günümüzde de bu resesyon ve yavaş büyüme ya da küçülme durumundan kurtulmaya
çalışıyor. Resesyon, makroekonomide 2 ya da daha fazla çeyreklik periyot süresince
üst üste negatif büyüme yaşanması yani ekonominin birbirini takip eden
çeyreklerde küçülmesi demektir. Ekonomik durgunluktur ve uzun sürerse ekonomik
çöküş kaçınılmaz olacaktır. Şu anda halen daha bu sorunla mücadele eden Japonya
ekonomisinde faizler ekside tutulmasına rağmen ekonomisinde işe yarar bir
canlanma, tüketim olmadığı gibi yatırım da yapılmıyor. Yani bize öğretilen o “faizler
düşünce yatırım artar” teorisi yalan. Bizde ekonomik büyüme ekside mi? Hayır.
Yatırım yapılıyor mu? Evet. Toplum tüketim yapıyor mu? Evet. Yani biz ne
Japonya ile bir tutulabiliriz ne de faizlerimiz.
ABD 2008 krizinin etkilerini
üzerinden henüz atmaya çalışıyor. Dünyanın en güçlü ekonomisinin merkez bankası
bile faizler konusunda bir karar alırken kırk kere düşünüyor. Yok Brexit, yok
tarım dışı istihdam, yok enflasyon, büyüme, işsizlik derken FED duruma bakıyor
iyileşme var mı yok mu, faizler artmalı mı artmamalı mı diye… Gündemde
neredeyse her gün ABD ekonomisi düzeldi mi, düzelecek mi tarzında haberler
oluyor, bu konuşuluyor. Enflasyonları zaten yüzde 3 bile değil. FED bu yıl taş
çatlasa bir kere faiz arttırır o da korka korka.
Avrupa’ya gelince… Avrupa 2008
krizinin etkilerini üzerinden atmaya çalışıyor, Avrupa Merkez Bankası gevşetici
para politikalarından vazgeçmiş değil çünkü vazgeçebileceği bir ortam yok. Bu
defa da Brexit dalgasına yönelik davranmaya çalışıyorlar. Faiz bile indirdiler
geçenlerde.
Yani Cumhurbaşkanının bizi
kıyasladığı bu ülkelerde deflasyon var. Deflasyon ortamında uygulanacak olan
politika genişletici politikadır. Güvercin bakışa mahkum olmuş durumda adamlar.
Ama biz? Bizde açıklanan en son enflasyon oranı yüzde 8,79. Merkez Bankasının
enflasyon hedefi yüzde 7,50 ancak bu sene yüzde 7.5 enflasyonu görür müyüz
kimse bundan umutlu değil. Öte yandan garip garip badireler atlatıyoruz darbe
girişimi falan gibi… O kadar kırılgan ve volatil bir ekonomiye sahibiz ki biz,
en ufak önemli gevşetmede felaket yaşayabiliriz. Faizlerin düşük olması
isteniyorsa o halde bu ülkede şu enflasyon düşürülmeli. Madem diğer ülkelerle kıyaslanıyoruz
o halde enflasyonumuz da kıyaslansın, bizdeki enflasyonun onlardan daha yüksek
olduğu zaten ortada. Herkeste “faiz düşerse enflasyon düşer” algısı var ama ben
tam tersi fikirdeyim. Halkın tasarruf açığına ve doğal olarak cari açık
sorununa bir çözüm bulunursa ve enflasyon düşürülürse faizler de zaten
düşecektir. Merkez Bankasının bir süredir serbestleşme adı altında faiz
koridorunun üst bandında yapıp durduğu bankaları marjinal fonlama faiz oranının
düşürülüp yüzde 8,75’e indirilmesi herhalde en çok, bankada mevduatına faiz
işleten insanları olumuz etkilemiştir. Faiz indirimleriyle beraber bankalar da
mevduata verdikleri faizleri indirdi çünkü. Ben vatandaş olarak “üç kuruş
parama bankada faiz işleteyim dedim ama bana yaptığı katkı çok düşük, o halde
bu parayı bankada tutmak yerine gidip harcarım daha iyi” şeklinde düşününce hem
finansal sisteme yaptığım katkıyı geri çekmiş hem de tüketim çılgınlığına yani
tasarruf açığına katkıda bulunmuş oluyorum.
Asgari ücretle çalışan bir insan,
ülkede akıllı telefon alımlarında kredi kartına taksit yasağı gelmişken bile
bir şekilde gidip tüketici kredisiyle, operatör gibi alternatiflerle iPhone
almaya devam ettiği sürece bu ülkede enflasyon nasıl olacak da düşecek ve
faizleri de beraberinde düşürecek, cari açığımız azalacak gerçekten merak
ediyorum.
Konut kredilerinde faiz indirimine
gitmek de bir çeşit gevşemedir. Bu gevşeme başka gevşemeleri de beraberinde
getirirse konut meselesinde pek de iyi olmayan durumların ülke ekonomisini
ciddi anlamda olumsuz etkilemesi ve beraberinde bir kriz getirmesi imkansız
değildir.










