11 Ağustos 2016 Perşembe

Zorunlu Bireysel Emeklilik Kötü Birşey mi?

Son zamanlarda ülkemizin gündemini ciddi anlamda meşgul eden ve birçok vatandaşta kafa karışıklığı yapan bir olay var: Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi. 45 yaşın altındaki bütün çalışanların otomatik olarak dahil edileceği bu sistem "Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" ismiyle TBMM’de kabul edildi. Yani bu, şu demek: 2017’den itibaren 45 yaşın altında çalışıp da maaş alan herkes bu sisteme otomatik olarak dahil olacak. Sisteme dahil olunca zorunlu BES kapsamında maaşlardan belli bir kesinti yapılarak emeklilik fonuna aktarılmış olacak.


Şimdi “zorunlu” ve “kesinti” kelimelerini aynı cümle içinde duyan vatandaş doğal olarak maaşından kesinti yapılmasını istemediği için buna itiraz etti, tepki gösterdi. E işin içinde bir de zorunlu kelimesi olunca halk bu defa “zorunlu diye birşey mi var kardeşim? Belki ben emekli olmak istemiyorum, belki intihar edeceğim, belki 5 sene sonra öleceğim, kime ne?” tarz cümleler bile kurmaya başladı. Öncelikle şunu belirtelim: Sisteme katılım işveren aracılığyla otomatik olacak ancak siz sisteme dahil olmak istemezseniz 2 ay içinde sistemden çıkma hakkınız var. Kesintiniz de iade edilecek. Yani aslında kimse birşeye zorunlu değil. Ancak emeklilik uzmanları sistemden çıkılmasını tavsiye etmiyor. Şöyle ki, 10 yıl boyunca bu sistemde kalırsanız 10 yıl sonra gerekli şartları sağlamanız halinde emekli maaşı alabileceksiniz. 10 sene sistemde kalıp 56 yaşında sistemden ayrılarak maaşınızı alabileceksiniz. Sistemde kalanlara devlet ilaveleri de olacak. Bu kaynakta yer alan habere göre Tüketici Sorunları Derneği (TÜSODER) Sigorta Komisyonu Başkanı Taner Çağatay şöyle söylemiş:

“Ayda 50 TL yatıran bir kişi senede 600 TL para biriktirmiş olur. Bu da 10 yılda 6.000 TL para yapar. Buna karşın devlet yüzde 25 ilave kendisi için katkı sağlayacak, bu da rakamsal olarak 1.500 lira. Ayrıca devlet otomatik bireysel katılımı teşvik için uzun dönemde sistemde kalacaklar için bin lira ek katkı sağlayacaktır. Elbette ilave olarak fonların getirisi buna eklenecektir. Düşündüğünüz zaman bu tür bir yatırımı başka hiçbir sistem sağlamaz. Dünyada da bunun böyle bir benzeri yoktur. Bankaya bu sistemin dışında gitseniz, 'Ben size ayda 50 liralık hesap açtıracağım ve bu imkanları veriniz.' deseniz, sadece gülümsemeyle karşılaşırsınız."

Ayda 50 TL olarak bahsettiği kişi elbette asgari ücret alan bir çalışan. Ücret yükseldikçe ödenecek prim de yükselecek, doğal olarak emekliliğinizde alacağınız maaş da. SGK’nın emeklilik sisteminde yetersiz kaldığını söylememe gerek yok sanırım. 

Böyle bir uygulamanın ülkemizde yürürlüğe gireceğini öğrendiğimde aklıma gelen ilk yorumum “Hükümet tasarruf açığı sorununu çözmek adına böyle birşeyi devreye sokacak” oldu. Vatandaşın “Ya kardeşim ben zaten kuş kadar maaş alıyorum. Benden bir dünya vergi alıyor devlet. Bir de tutup tasarruf mu edeceğim? Zaten param az!” dediğini duyar gibiyim desem yalan olur duydum çünkü. Bir de şu açıdan bakalım: Kalabalık bir ülkeyiz, emek arzı yani iş gücü çok fazla. Emek arzının böyle yoğun olduğu bir ekonomide ücretler doğal olarak düşük olacaktır. Yani Ahmet bir işi yapmak için 1500 TL istiyorken Mehmet aynı işi 1200’e yapmaya razı gelince işveren Mehmet’i çalıştırmayı tercih ediyor ve ortaya düşük ücretler durumu çıkıyor. 80 milyon nüfuslu bir ülkede, bu kadar çok üniversite mezunu işsiz varken ücretlerin yüksek olmasını beklemek boş bir hayal olur. Geçen sene asgari ücret 1000 TL’nin altındaydı. 

Bu ülkede asgari ücret birden bire 2000 TL’ye çıkamayacağına göre yapılan zamlara, 200-300 liralık artışlarla (ki asgari ücretin 1300 olması bir istisna idi yani her zaman 300 lira artmayacak, daha az artar) alım gücünün yükselmesini beklemek doğru olmaz. Çünkü gelire zam gelince otomatik olarak ekonomideki çoğu şeye de zam geliyor aynı doğrultuda, kiraya, faturalara, pazarda markette satılanlara… Yani bu ülkedeki ücret kuş kadar kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Yine de bir şekilde, kuş kadar maaştan kuş kadar da olsa tasarruf edilmesi şarttı. Çünkü ülkede büyüme olsun istiyoruz, ekonomimiz büyüsün istiyoruz, bunun olabilmesi için üretimin artması lazım, üretimin artması için sermaye birikimi lazım, sermaye birikimini de tasarruflarla sağlayacağımıza göre… Damlaya damlaya göl olur atasözüne çıkıyor bu yol biraz da.

İşte burada dilim döndüğünce anlattığım gibi, tasarrufları artırmak için böyle bir uygulamanın yapılacağını da Maliye Bakanı Naci Ağbal destekler nitelikte olarak, bireysel emeklilik sisteminin yaygınlaşmasının tasarrufların ve çalışanların emeklilikteki refah düzeylerinin artırılmasının planlandığını aynı zamanda tasarrufların arttırılmasının da cari açığı düşürücü etki yaratacağını söylemiş.

Tüm bunların yanı sıra vatandaştan toplanan emeklilik primleri fonlarda toplanacağı için finansal sisteme de katkı yapılacağını ekliyor ve yeni uygulamanın ülkemiz ve vatandaşlarımız yani hepimiz için hayırlı olmasını diliyorum.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder